Ticari hayatın olağan akışında işletmeler ve tacirler; satışlarını yapar, vadeli tahsilatlarla nakit akışlarını sürdürür ve bu akışa güvenerek tedarikçi, banka ve çalışanlara karşı yükümlülüklerini yerine getirirler. Ancak piyasa da her zaman işletmenin ve tacirlerin ihtiyaçlarını karşılamayabilir. Zira bazen piyasada da daralma, müşterilerin ödemelerini geciktirmesi, maliyetlerin (özellikle döviz, enerji ve hammadde giderlerinin) artması veya yanlış finansal planlama gibi sebeplerle bu denge bozulabilir. İşletmelerin ve tacirlerin nakit girişleri ile çıkışları arasındaki uyumsuzluk büyüdükçe önce kısa vadeli çözümlerle (kredi kullanımı, çek keşide edilmesi gibi) durumu yönetmeye çalışırlar. Fakat sürecin devamında aleyhlerine icra takipleri başlar, banka hesaplarına haciz gelir ve işletmenin ticari itibarı zedelenme tehlikeleri ile karşı karşıya kalır. Bu aşamada artık borçların çevrilemediği ve mevcut yapıyla faaliyetlerin sürdürülemeyeceği anlaşılır. İşte bu aşamada işletme ve tacirlerin, şayet ticari hayatlarına devam etmek istemeleri ve ülke ekonomisine de katkı sağlayabilmeleri için hukuki bir korumaya ihtiyaç vardır ki bu da 2004 sayılı İcra İflas Kanunu Onikinci Bapta düzenlenen konkordato kurumudur.
Konkordato, en basit anlatımla, borçlarını zamanında ödeyemeyen ve ekonomik olarak zor duruma düşen herhangi bir borçlunun kanunda zikredilen şekilde alacaklılarıyla anlaşarak borçlarını yeniden yapılandırmasını sağlayan hukuki bir yoldur. Bu anlaşma mahkeme tarafından onaylandığında bağlayıcı hale gelir ve borçluya tabiri caizse bir “nefes alma” imkânı tanır.
“Konkordato” kelimesi, Latince kökenli olup “uzlaşma” veya “anlaşma” anlamına gelen “concordatum” sözcüğünden türemiştir. Gerçekten de kurumun özü, borçlu ile alacaklıların bir uzlaşma zemininde buluşmasına dayanır.
Türk hukukunda konkordato, özellikle 2018 yılındaki değişikliklerle yeniden önem kazanmıştır. Bu değişikliklerden önce uygulamada en çok kullanılan kurum “iflasın ertelenmesi” idi. Ancak bu kurum kötüye kullanımlara açık hale geldiği ve alacaklılar bakımından ciddi belirsizlikler yarattığı için kaldırılmış, yerine daha dengeli ve denetlenebilir bir sistem olan konkordato ön plana çıkarılmıştır.
Bir örnek ile açıklamak gerekirse; iflasın ertelenmesi kurumunda, borca batık durumdaki şirket, gerçekçi olmayan iyileştirme projelerine rağmen mahkemeye başvurduklarında çok hızlı şekilde tedbir kararı alarak tüm hukuki korumaları elde edebiliyor, şirket yönetimi denetimsiz kaldığından ve alacaklılar da sürecin dışında bırakılmalarından dolayı süreç hem uzun hem de işlevsiz kalıyordu. Farklı bir deyişle şirket iflasın ertelenmesi kararı alıyor, yıllarca koruma altında kalıyor ama fiilen iyileşmiyor, aksine alacaklıların tahsil kabiliyeti giderek düşüyordu. Konkordatoda ise komiser denetimi, alacaklı oylaması, kontrollü süreler ve sıkı mahkeme denetimleri ile bu sorunlara çözüm getirilerek daha dengeli bir yapı kurgulanmıştır.
Konkordatonun en önemli avantajı, borçlunun iflas etmesini önleyerek faaliyetlerine devam edebilmesini sağlamasıdır. Bu sayede hem işletme ayakta kalmakta hem de çalışanlar ve ticari ilişkiler korunmaktadır. Alacaklılar açısından da avantajı, borcun tamamen tahsil edilememesi riskine karşı en azından belirli bir kısmının garanti altına alınmasıdır. Ancak konkordatonun dezavantajları da vardır. Süreç burda da uzun ve maliyetli olabilir ve piyasada borçlu hakkında güven kaybına yol açabilir.
Konkordato süreci, borçlunun mahkemeye başvurması ile başlar. Mahkeme, sunulan belgeleri ve ön projeyi inceleyerek öncelikle “geçici mühlet” kararı verir. Geçici mühlet kural olarak 3 aydır ve gerekli görülürse 2 ay daha uzatılabilir. Bu süreçte mahkeme bir konkordato komiseri atar ve borçlunun mali durumu detaylı şekilde incelenir. Eğer borçlunun sunduğu proje ciddi ve uygulanabilir bulunursa bu kez “kesin mühlet” verilir. Kesin mühlet genellikle 1 yıldır ve bazı durumlarda 6 ay daha uzatılabilir. Dolayısıyla konkordato süreci en fazla 23 ay sürebilir.
Mühlet süresince borçlu için en kritik koruma, icra takiplerinin durması olup bu süre içinde borçluya karşı yeni icra takibi başlatılamaz ve mevcut takipler de durur. Bu durum borçluya ciddi bir rahatlama sağlasa da borçlu tamamen serbest değildir; kanunda sayılan önemli işlemler için komiserin onayı gerekir ve bazı işlemler için de mahkeme izni aranır.
Bu süreçte alacaklılar da tamamen pasif değildir. Kesin mühlet içerisinde alacaklılar, konkordato projesi hakkında oy kullanırlar ve kanunda aranan belirli çoğunluk sağlanmadan proje kabul edilmez. Son aşamada ise mahkeme, projenin hukuka uygun olup olmadığı önce komiserler tarafından değerlendirilir ve nihai halini alarak mahkemenin onayına sunulur ve mahkemenin de onayıyla tasdik edilir.
Konkordato kabul edildiğinde, borçlar yeni plana göre ödenir. Örneğin (ön projede de belirtilmiş olan tenzilat yani indirim konkordatosu, vade konkordatosu ya da karma konkordato şeklinde) borcun bir kısmı silinebilir, kalan kısmı taksitlere bölünebilir veya ödeme vadeleri uzatılabilir. Böylece borçlu iflastan kurtulurken alacaklılar da tamamen zarara uğramamış olur.
Sonuç olarak konkordato, ekonomik zorluk yaşayan işletmeler için önemli bir “ikinci şans” mekanizmasıdır. Doğru kullanıldığında hem borçlunun ayakta kalmasını sağlar hem de alacaklıların makul ölçüde korunmasına hizmet eder. Ancak her durumda dikkatli planlama ve profesyonel hukuki destek gerektiren bir süreçtir.
