Safran & Safran

İcra Uygulamalarındaki Uzun Süreler Üzerine Bakışlar

Av. Çağrı Cangir

Her ferdin emeği ve çalışması ile elde ettiği ve uhdesinde tuttuğu mülkiyetin ve bu mülkiyet üzerindeki tabii tasarruf hakkının korunması hukuki bir gerekliliktir. Mülkiyet hakkının hukuki güvence altına alınması meselesi toplumsal sözleşmenin asıl sebebi ve aynı zamanda en önemli sonuçlarından biridir. Her fert ortak bir güven, sükun ve istikrar ortamında yaşamak arzusu ile iş bu toplumsal sözleşmenin bir tarafı olmakla ancak toplumun bir parçası olmaktadır. Dolayısıyla kadimden bu yana hukuk tam olarak

burada devreye girmekte, toplumun birlikteliğinin, istikrar ve idaresinin temel unsuru niteliğini

taşımaktadır.

Hukukun bir alanı olan icra hukuku, iş bu yukarıda tarafımızca bahis olunan mülkiyet hakkının somut

hukuki hayattaki yansımasıdır ve doğası gereği hukuk düzeninin tabiri caiz ise son aşaması, hukuk

düzeninin etkinliğini, güvenilirliğini, kabiliyetini sınayan niteliği haizdir. Bir alacak, mali değer yada

mülkiyet hukukun korumacı ve zorlayıcı gücü olmadan çoğu zaman soyut, kağıt üzerinde kalabilir.

İcra hukuku hem alacaklının, hem borçlunun ve olası diğer tarafların haklarını gözetmek için vardır.

Teorik olarak icra hukuku hem alacaklının borçlunun uhdesindeki mal üzerindeki olası müdahalesini

sınırsız bırakmayarak ölçülülük ve adil denge gibi hukuki ilkeleri korumakla bir yandan da alacaklının

haklarını koruyarak tarafları hukuk dengesi garantisi altına almayı ilke edinir.

Ancak ve ancak iş bu yazının konusu bu teorik hedef ve ilkelerin pratikte karşılaştığı zorluklar ve

doğabilecek olası zararların tespiti ile özellikle süre bakımından icra hukuku pratiklerinin piyasa üzerine

etkileri üzerine bakışlardan oluşmaktadır.

1

) Uzayan Hukuki Süreçlerinin Piyasa Etkileri:

Türkiye’de artık ne yazık ki kanıksanmış olan yavaş işleyen yargı süreçlerinin oluşturduğu problemin

ciddiyetini gözlemleyebileceğimiz başlıca alan icra hukuku pratikleridir. Hukuk sadece var olan bir hakkı

koruyan mekanizma değil aynı zamanda o hakkı makul sürede korumakla mükelleftir. Süreçlerin

uzaması pratikte alacaklının hakkında bir “erime” etkisi yaratır. Özellikle ekonomik dalgalanmaların,

enflasyonun oynak olduğu, ne yazık ki ülkemizin sıklıkla yaşadığı ticari ön görülemezliğin yoğun olduğu

dönemlerde, geç tahsil edilen bir alacak, nominal değer olarak varlığını kağıt üzerinde korusa bile reel

değerini önemli ölçüde kaybedebilir. Böylelikle ekonometri pratiğinde kolayca rakamsal ifadesi mümkün

olmayan başka bir denklem ticari ve sosyal hayata kazandırılmış olur.

Şüphesiz ki ticari hayatın ön görülemez olması yerli ve yabancı yatırımın başlıca problemi olmakla

iktisadi terakkinin baş düşmanıdır. Özellikle alacaklı açısından hukuk mekanizmasının etkin bir çözüm

üretemediği düzlemde, ekonomik ilişkilerde alternatif, bazen de ne yazık ki gayriresmî çözüm arayışları

ortaya çıkması garip karşılanmamalıdır. Bu süreç hukuk devletinin temel işlevlerinden biri olan

uyuşmazlıkları yargı yoluyla çözme gayesini doğrudan baltalamaktadır. Ve yine resmi alacaklarını tahsil

edemediğinden bahisle iflas yolunu aralayan nice alacaklı gerçek kişi ve firma örneği vardır.

OECD raporuna dayalı verileri uyarınca Türkiye’de 2010’larda yargıya güven oranı düşüş eğiliminde

olup 2022’de %33 civarına kadar gerilemiştir; bu da hukukun etkinliği ve öngörülebilirliği konusundaki

algı sorununa işaret etmektedir.

Yine öte yandan kısa vadede uzun yargı süreçleri borçlu açısından bir müddet, bir zaman yaratsa da uzun

vadede faiz, masraf ve takip süreci borçların yönetilemez bir hal almasına da yol açabilir.

2

) İcra Hukuk Mahkemeleri’nde Yargılama Süreleri

Doğrudan uygulamada karşılaştığımız bir örneklendirme sunmak gerekirse, icra takibine borçlunun

itirazı dolayısı ile alacaklı yanca açılan itirazın iptali davalarının bugün İstanbul’da bir yılı aşan sürelere

yayılması, icra hukukunun etkinliğini doğrudan zedeleyen büyük bir yapısal soruna işaret etmektedir.

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kararlarında “makul sürede yargılanma hakkı”nı, adil yargılanma

hakkının ayrılmaz bir unsuru olarak değerlendirmekte ve yargılamalardaki gereksiz rötarlara mahal

verilmeksizin sonuçlandırılması gerektiğini içtihat altına almaktadır.

Bugün elimizdeki UYAP verileri ışığında Türkiye’de 24-25 milyon icra ve iflas dosyası olduğunu bunun

en az 6-7 milyonluk kısmının salt İstanbul’da olduğunu tahmin ediyoruz. İş bu dosya yoğunluğu, icra

daireleri ve icra hukuk mahkemeleri üzerindeki iş yükünü ciddi ölçüde artırmakta; tebligat, haciz ve

yargılama süreçlerinde gecikmelere yol açarak icra hukukunun sürat ve etkinlik üzerine kurulu yapısı ile

uygulama arasındaki uyumsuzluğu daha görünür hale getirmektedir. Öte yandan pratikte özellikle icra

dairelerinde yaşanan sorunlar meslektaşlarımızın ne yazık ki kanıksadığı ancak doğrudan uygulamayı

kilitleyen meselelerdir. Doğrudan pratik bir örnek vermek gerekirse bugün İstanbul İcra Daireleri’nde

sistemden yahut elden sunulan herhangi bir evrakın işleme alınması ancak ve ancak şahsen icra dairesine

gidilmek sureti ile ısrarlı bir takibe bağlıdır. Alacaklı vekili sıfatı ile sunmuş olduğumuz talep

dilekçelerimizin günlerce işleme alınmaması hukuki bir ayıptır.

Borçlunun itirazı ile duran takip, alacaklının hakkını ancak bu davanın sonuçlanmasıyla yeniden işler

hale getirebilmekte; bu süreçte alacak fiilen “askıda” kalmaktadır. Özellikle enflasyonist ortamlarda bu

gecikme, alacağın reel değerinde ciddi kayıplara yol açarken, alacaklının iktisadi programını ve likidite

yönetimini de doğrudan baltalamaktadır. Yine yargılama süresinin uzaması, usul ekonomisi ve makul

sürede yargılanma ilkelerinin doğrudan ihlali niteliğini haizdir; icra hukukunun hızlı ve etkili bir tahsil

mekanizması olma niteliğini zayıflatmaktadır.

3

) Çözüm Önerileri

Müvekkillerine hızlı, kati çözümler sunabilmeyi kendine bir meslek şiarı edinmiş büromuz, etkin

avukatlık hizmetlerinin hukuk pratiğinde bir zorunluluk olduğu görüş ve kanaatindedir.

İcra daireleri nezdinde yapılacak denetimlerin arttırılması icra hukuku pratiğinde bugün bir şarttır.

Özellikle başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde icra dairelerinin sayısının artırılması ve personelin

niteliğinin ve niceliğinin arttırılması kişi ve dosya başına düşen iş yükünü azaltarak tüm sürecin daha

hızlı yürütülmesine katkı sağlayacaktır.

Bununla birlikte, icra daireleri içinde uzmanlaşmaya, salt nicel bir büyümeden ziyade niteliğe dayalı bir

iş bölümü oluşturulması, belirli dosya türlerinde işlemlerin daha etkin ve sonuç odaklı yürütülmesini

mümkün kılabilir.

Özellikle belirtmek istediğimiz hususların başlıcası usule ilişkin olarak ise, özellikle icra takibini

durduran mekanizmaların yeniden değerlendirilmesi artık büyük bir gerektir. Salt bir itiraz ediyorum

beyanı ile duran takipler icra hukukunun ruhuna ve ilkelerine aykırıdır.

Bu bağlamda, itiraz sisteminin kötüye kullanımını önleyici düzenlemeler ve açıkça dayanaktan yoksun

itirazların daha hızlı bertaraf edilmesine yönelik çözüm yollarına büyük bir ihtiyaç vardır. Aynı şekilde,

itirazın iptali davalarında basitleştirilmiş yargılama usullerinin daha etkin uygulanması, yargılama

sürelerinin kısaltılmasına katkı sağlayabilir.

Geç gelen adalet, adalet değildir.