Safran & Safran

Konkordato Dalgasının Anatomisi: Büyükşehirlerde Biriken Finansal Baskı

İbrahim Dağ

Ticari hayat, sadece kâr ve zarar hesabından ibaret değildir; nakit akışı, kredi kullanımı, tahsilatlar ve piyasa güveni bu yapının temel taşını oluşturur. Bu dengeler bozulmaya başladığında şirketler önce ödemelerini ertelemeye, ardından kredi imkanlarını zorlamaya ve kısa vadeli çözümlerle süreci yönetmeye çalışır. Ancak bazı dönemlerde bu sıkıntı tek bir şirketle sınırlı kalmaz, tüm piyasaya yayılır. İşte konkordato, tam bu noktada, yalnızca bir hukuki başvuru olmaktan çıkar ve ekonomide biriken finansal baskının görünür hale geldiği bir gösterge haline gelir.

Konkordato, en temel anlamıyla, borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeme güçlüğüne düşme tehlikesi bulunan borçlunun, mahkeme denetiminde alacaklılarıyla belirli bir ödeme planı üzerinde uzlaşmasını sağlayan hukuki bir kurumdur. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen bu mekanizma, borçluya geçici ve kesin mühlet süreçleri aracılığıyla bir “nefes alma alanı” tanırken, alacaklıların da tamamen korumasız bırakılmamasını amaçlar. Bu yönüyle konkordato, iflasın hemen öncesindeki son eşik değil; doğru uygulandığında şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi, istihdamın korunması ve alacaklıların makul oranda tahsilat yapabilmesi için tasarlanmış kontrollü bir yeniden yapılandırma aracıdır.

Konkordatoyu sadece hukuki bir koruma aracı olarak görmek eksik olur. Çünkü bir şirketin konkordato ilan edecek noktaya gelmesi genellikle ani bir krizden değil, zaman içinde biriken sorunlardan kaynaklanır. Artan finansman maliyetleri, krediye ulaşmanın zorlaşması, kur dalgalanmaları, yükselen enerji ve hammadde giderleri ile tahsilatların gecikmesi, şirketlerin nakit akışını ciddi şekilde zorlar. Buna bir de yanlış finansal planlama, yüksek borç yükü ve kontrolsüz büyüme eklendiğinde, sorunlar giderek büyür ve sonunda icra takipleri, haciz baskısı ve piyasa güveninin kaybı gibi sonuçlarla karşılaşılır. Bu sürecin artık tekil örneklerle sınırlı kalmadığı, daha geniş bir tabloya dönüştüğü ise son yıllara ait verilerle açıkça görülmektedir.

2025 yılı verileri, bu tablonun artık münferit şirket sorunlarını aşan bir ölçeğe ulaştığını açık biçimde göstermektedir. Konkordatotakip.com’un Basın İlan Kurumu verilerinden derlediği bilgilere göre, 2025 yılında mahkemelerce verilen geçici mühlet kararı sayısı 2024’e göre %63 artarak 2.817 dosyaya ulaşmıştır. Bu sayı, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında verilen toplam geçici mühlet kararı sayısının da (2.646 dosya) üzerindedir. Aynı dönemde iflas kararlarının 247’ye ulaşması, konkordato dalgasının yalnızca başvuru sayılarındaki artıştan ibaret olmadığını; bazı şirketler bakımından sürecin tasfiye sonucuna kadar ilerlediğini göstermektedir.

2026 yılına gelindiğinde ise bu eğilimin tamamen ortadan kalkmadığı, ancak farklı bir şekilde devam ettiği görülmektedir. Yılın ilk iki ayına ilişkin verilere göre 309 şirket hakkında geçici mühlet, 271 şirket hakkında kesin mühlet kararı verilmiş; buna karşılık 354 konkordato başvurusu reddedilmiştir. Bu durum, konkordato talebinde bulunan şirket sayısının yüksekliğini koruduğunu, ancak mahkemelerin özellikle zayıf ve uygulanabilirliği düşük projelere karşı daha seçici davrandığını göstermektedir. Dolayısıyla 2026 itibarıyla yalnızca bir artıştan değil, aynı zamanda başvuruların daha sıkı bir değerlendirmeden geçtiği bir dönemden söz etmek mümkündür.

Bu artışın en dikkat çekici yönlerinden biri coğrafi yoğunlaşmadır. 2025 yılı verilerine göre İstanbul, 1.417 dosya ile açık ara konkordatonun merkezi konumundadır. İstanbul’u Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Kocaeli takip etmektedir. Trakya bölgesinin 251 dosya ile üst sıralarda yer alması da sanayi ve üretim bölgelerindeki finansal baskının görünürlüğü bakımından ayrıca önemlidir. 2026 yılı bakımından yayımlanan 31.03.2026 tarihli Türkiye Konkordato Risk Haritası da bu eğilimi teyit etmekte; 01.07.2018–31.03.2026 döneminde kesin mühlet kararı almış firmaların ağırlıklı olarak büyükşehirler ve sanayi bölgelerinde toplandığını ortaya koymaktadır.

Büyükşehirlerde konkordato sayılarının yüksek olması tesadüf değildir. Zira İstanbul, Ankara ve İzmir gibi merkezler yalnızca nüfusun değil, ticaretin, finansmanın, ithalat-ihracat bağlantılarının, tedarik zincirlerinin ve kredi kullanımının da yoğunlaştığı alanlardır. Bu şehirlerde şirketler daha büyük işlem hacmine sahip olmakla birlikte, aynı zamanda daha yüksek kira, işçilik, finansman, lojistik ve rekabet baskısı altında faaliyet göstermektedir. 

Sektörel dağılım da konkordato dalgasının anatomisini anlamak bakımından kritik önemdedir. Örnek verecek olursak 2025 yılı verilerine göre tekstil sektöründe 177 dosya için geçici mühlet kararı verilmiş; bağlantılı alanlarla birlikte tekstil ve hazır giyim alanındaki toplam konkordato sayısı 234’e ulaşmıştır. Bu sektörü 134 dosya ile inşaat, 84 dosya ile metal ürün imalatı, 58 dosya ile sebze-meyve toptancılığı ve 56 dosya ile gıda sektörü takip etmektedir. 2026 yılına ilişkin yayımlanan 31.03.2026 tarihli sektör risk matrisi de bu yoğunlaşmanın devam ettiğini; özellikle üretim, inşaat ve dış ticarete bağlı sektörlerde konkordato riskinin birikmeye devam ettiğini göstermektedir.

Bu sektörlerin ortak özelliği, yüksek maliyetlere ve güçlü nakit ihtiyacına bağlı olmalarıdır. Tekstil ve hazır giyim sektörü özellikle enerji, işçilik, döviz kuru ve ihracat pazarındaki daralmalardan doğrudan etkilenmektedir. İnşaat sektöründe ise uzun süren projeler, yüksek finansman ihtiyacı ve artan maliyetler şirketleri zorlamaktadır. Metal ürün imalatında da hammadde fiyatları ve kur dalgalanmaları belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle konkordato verileri, sadece tek tek şirketlerin yaşadığı sorunları değil, bazı sektörlerde riskin daha fazla biriktiğini de göstermektedir.

Konkordato ilanının şirket bakımından en önemli olumlu etkisi, icra takiplerinin durması ve yeni takiplerin başlatılamaması sayesinde şirketin faaliyetlerini belirli bir koruma alanı içinde sürdürebilmesidir. Bu süreçte şirket, komiser denetiminde borçlarını yeniden yapılandırma, alacaklılarla müzakere etme ve faaliyetlerini sürdürülebilir hale getirme imkânı bulur. Doğru hazırlanmış bir konkordato projesi, şirketin iflas yerine yeniden yapılanma yoluyla ayakta kalmasını sağlayabilir.

Bununla birlikte konkordato, şirket için risksiz bir alan değildir. Piyasada güven kaybı, kredi kanallarının daralması ve ticari ilişkilerin zayıflaması gibi sonuçlar doğurabilir. Alacaklılar açısından ise konkordato, çoğu zaman zararın minimize edilmesi anlamına gelir; ancak tahsilatın gecikmesi ve indirim ihtimali, alacaklı tarafın finansal yapısını da etkileyebilir.

Sonuç olarak veriler açık bir tablo ortaya koymaktadır ki konkordato artık sadece hukuki bir kurum değil, aynı zamanda ekonomik bir göstergedir. 2025 yılında 2.817 geçici mühlet kararı verilmesi, İstanbul’da 1.417 dosyada yoğunlaşma görülmesi ve 2026’nın ilk aylarında dahi başvuru ve ret sayılarının yüksek seyretmesi, finansal baskının özellikle büyükşehirlerde biriktiğini göstermektedir. Bu nedenle konkordato dalgasını doğru değerlendirmek, yalnızca hukuki çerçeveyi bilmekle sınırlı değildir; ekonomik verileri, sektörlerin durumunu ve ticari ilişkileri birlikte analiz etmeyi gerektirir.