Safran & Safran

İtirazın İptali ve Kaldırılmasında Tebligat Sorunu

Hamza İbrahim Yılmaz

İtirazın alacaklıya tebliğiyle başlayan süreçte, tebligatın sürelere etkisi ve yapılmamasının taraflar bakımından doğurduğu sonuçlar önem taşımaktadır. Özellikle uygulamada tebligatın ne zaman ve kime yapılması gerektiği konusunda ortaya çıkan farklılıklar, itirazın iptali ve itirazın kaldırılması bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir sorun oluşturmaktadır.

1. Usul Esastan Mukaddestir!

İcra ve iflâs hukuku, niteliği gereği büyük ölçüde usul kurallarına ve belirli sürelerin işletilmesine dayanmaktadır. Bu nedenle aynı hukuki işlemin farklı icra dairelerinde farklı biçimlerde uygulanması, tarafların hukuki durumları bakımından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.

Özellikle tebligat gibi hak düşürücü sürelerin başlangıcını doğrudan etkileyen bir konuda, uygulamanın dosyadan dosyaya veya icra dairesinden icra dairesine değişiklik göstermesi hukuki güvenlik bakımından istenmeyen bir durumdur.

İcra dairelerinin elbette uygulamada karşılaştıkları farklı durumlara ilişkin değerlendirmeler yapmaları kaçınılmazdır. Ancak kanunda açıkça düzenlenen bir işlemin gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesi konusunda icra dairelerinin kendi uygulamalarını veya teamüllerini oluşturması, tarafların hukuki durumunun öngörülebilirliğini zedeleyebilir.

Özellikle kanunun açıkça yapılmasını öngördüğü bir tebligatın, “alacaklı zaten dosyadan haberdardır” veya “itiraz UYAP üzerinden görülebilmektedir” gibi gerekçelerle yapılmaması, kanunda öngörülen süre sisteminin amacına uygun düşmemektedir.

Bu nedenle icra dairelerinin kanunda açıkça düzenlenen işlemleri kendi uygulama biçimlerine göre farklılaştırmak yerine, kanunun öngördüğü usulü yeknesak biçimde uygulamaları hem alacaklının hem de borçlunun hukuki güvenliği açısından önem taşımaktadır.

Buradaki eleştirinin amacı, icra dairelerinin günlük uygulamalarındaki farklılıkları bütünüyle ortadan kaldırmak değil; tarafların hak kaybına veya süresiz bir belirsizliğe yol açabilecek işlemlerde uygulama birliğinin sağlanması gerektiğine dikkat çekmektir.

2. İtirazın İptali ve Kaldırılmasında Tebligat Yapılmamasının Etkisi

İlamsız icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi, kural olarak takibi durdurmaktadır. Bu aşamada alacaklının itirazın etkisini ortadan kaldırabilmek için başvurabileceği iki temel yol bulunmaktadır: itirazın iptali ve itirazın kaldırılması.

İİK m. 67 uyarınca itirazın iptali davasının, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde açılması; İİK m. 68 ve m. 68/a uyarınca itirazın kaldırılması yollarına ise kural olarak altı ay içerisinde başvurulması gerekmektedir. Görüldüğü üzere, kanun bu sürelerin başlangıcını doğrudan itirazın alacaklıya tebliği şartına bağlamıştır.

Burada uygulamada yukarıda bahsedilen önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır. Borçlunun itirazı icra dairesince alacaklıya tebliğ edilmediğinde, kanunda öngörülen hak düşürücü süreler de başlamamaktadır. Böylece alacaklı bakımından süre işlemeye başlamazken, borçlu açısından uyuşmazlığın ne zaman kesin olarak sona ereceği belirsiz hâle gelmektedir.

Her ne kadar bu durum alacaklıya zamanaşımı hükümlerinden bağımsız, sınırsız bir dava hakkı vermese de, İİK’de öngörülen sürelerin işlememesi nedeniyle borçlu uzun süre boyunca itirazın iptali veya itirazın kaldırılması talebiyle karşılaşma ihtimali altında kalabilmektedir. Özellikle ticari işletmeler bakımından bu belirsizlik, geçmişte sonuçlandığı düşünülen bir icra takibinin yıllar sonra yeniden gündeme gelmesi riskini doğurmaktadır.

3. Vekile mi, Asile mi Tebligat Yapılmalıdır?

Tebligat bakımından bir diğer önemli husus, icra dosyasında vekil bulunması hâlinde tebligatın kime yapılacağıdır. Tebligat Kanunu m. 11 uyarınca, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.

Bu kural, özellikle itirazın kaldırılması bakımından önem taşımaktadır. İtirazın kaldırılması, klasik anlamda bir eda veya tespit davası olmayıp icra hukukuna özgü bir başvuru yoludur. İnceleme, itirazın iptali davasına kıyasla daha sınırlı olup mevcut icra takibinin devamını sağlamaya yöneliktir. Bu nedenle icra dosyasında borçlu vekille temsil ediliyorsa, itirazın kaldırılması kapsamında yapılacak tebligatın da kural olarak vekile yapılması gerekir.

İtirazın iptali ise borcun ve alacağın esasının daha kapsamlı şekilde incelendiği, genel hükümlere göre görülen ayrı bir dava niteliğindedir. Mahkeme bu davada, itirazın kaldırılmasından farklı olarak yalnızca icra dosyasındaki belgelerle sınırlı bir inceleme yapmakla kalmayıp, borcun gerçekten mevcut olup olmadığını daha derinlemesine değerlendirerek tespit edecektir. Bu yönüyle itirazın iptali davası, icra takibinin devamı niteliğindeki bir işlem olmaktan çıkarak icra dosyasından bağımsız bir yargılama niteliği kazanmaktadır. Bu nedenle, icra dosyasında bulunan vekilin itirazın iptali davasında da kendiliğinden temsil yetkisine sahip olduğu kabul edilmemeli; dava bakımından asıl borçluya tebligat yapılması gerektiği kabul edilmelidir. Yargıtay İİBGK 2021/1 E., 2022/3 K., 03.06.2022 T. sayılı kararı bu hususta okuma yapmak isteyenler için şiddetle tavsiye edilir.

Dolayısıyla itirazın kaldırılması bakımından icra dosyasındaki vekillik ilişkisi esas alınırken, itirazın iptali bakımından yeni ve bağımsız bir dava söz konusu olduğundan, icra dosyasındaki vekilin bu davada da temsil ilişkisini sürdüreceği varsayılamaz. Bu nedenle itirazın iptali davasına ilişkin tebligatın doğrudan asile yapılması gerekir.

4. Sonuç

İtirazın iptali ve kaldırılması yollarında tebligat, yalnızca tarafların bilgilendirilmesine yönelik şekli bir işlem değildir. Tebligatın yapılması, kanunda öngörülen hak düşürücü sürelerin başlaması ve borçlunun hukuki durumunun belirli hâle gelmesi bakımından doğrudan önem taşımaktadır.

Bu nedenle icra dairesince borçlunun itirazının alacaklıya tebliğ edilmemesi, alacaklının süresinin başlamamasına ve buna bağlı olarak borçlunun uzun süre hukuki belirsizlik içerisinde kalmasına neden olabilmektedir. Kanunda öngörülen sürelerin gerçekten hukuki güvenlik sağlayabilmesi, bu süreleri başlatan tebligat işlemlerinin de zamanında ve usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmesine bağlıdır.